12.Yargı Paketi kapsamında Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının kaldırılacağı ve bu alanda kısmi dava kurumunun güçlendirileceği belirtilmektedir. Düzenleme henüz yürürlüğe girmiş nihai bir kanun metni olarak değerlendirilmemelidir. Ancak teklifin mevcut hali dahi, özellikle işçilik alacakları, haksız fiil tazminatları, trafik kazaları, destekten yoksun kalma ve iş göremezlik tazminatları gibi birçok dava türü bakımından ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Bu nedenle meseleyi yalnızca “belirsiz alacak davası kaldırılıyor” şeklinde dar bir başlık altında değerlendirmek eksik olur. Asıl mesele, belirsiz alacak davasının bugüne kadar sağladığı korumanın ne ölçüde kısmi dava sistemine aktarılacağıdır.
Belirsiz alacak davası, davacının dava açarken alacak miktarını tam ve kesin olarak belirleyemediği hallerde başvurabildiği özel bir dava türüdür. Davacı, alacağının tamamını henüz hesaplayamıyor olsa da asgari bir miktar göstererek dava açabilmekte; yargılama sırasında bilirkişi raporu, karşı taraf kayıtları veya mahkemece yapılacak değerlendirme sonucunda gerçek alacak miktarı ortaya çıktığında talebini artırabilmektedir.
Bu dava türünün en önemli işlevi, davacının dava başında tam olarak belirleyemediği alacağı nedeniyle zamanaşımı veya usul kuralları sebebiyle hak kaybına uğramasını önlemektir. Özellikle alacak miktarının davacının elindeki bilgilerle değil, karşı tarafın kayıtları veya yargılama sırasında yapılacak teknik inceleme ile belirlenebildiği dosyalarda belirsiz alacak davası önemli bir güvence sağlamaktadır.
İşçilik alacakları, fazla mesai ücretleri, prim alacakları, destekten yoksun kalma tazminatları, trafik kazalarından kaynaklanan tazminatlar, iş göremezlik zararları, ecrimisil, eser sözleşmesinden doğan hesaplaşmalar ve benzeri uyuşmazlıklarda bu kurumun uygulamada geniş bir kullanım alanı bulmasının nedeni de budur.
Teklifte, HMK m.107’de düzenlenen belirsiz alacak davasının kaldırılması ve HMK m.109’daki kısmi dava kurumuna yeni bazı güvenceler eklenmesi öngörülmektedir.
Buna göre davacı, alacağının yalnızca bir kısmını dava edebilecek; yargılama sırasında talep sonucunu bir defaya mahsus olmak üzere artırabilecektir. Bu artırımın tahkikat sona erene kadar yapılabilmesi, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaması ve artırılan kısım bakımından zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılması öngörülmektedir.
Bu yönüyle bakıldığında düzenleme, belirsiz alacak davasını tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade onun bazı işlevlerini kısmi dava sistemi içine taşımaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Belirsiz alacak davasının sağladığı tüm korumalar kısmi davaya aynen aktarılmış değildir. Bu nedenle yeni sistemin nasıl uygulanacağı, yargı kararlarıyla zaman içinde netleşecektir.
Mevcut uygulamada belirsiz alacak davalarına ilişkin en önemli sorunlardan biri, alacağın gerçekten belirsiz olup olmadığı tartışmasıdır. Davacı taraf alacağın yargılama yapılmadan belirlenemeyeceğini ileri sürerken, davalı taraf çoğu zaman alacağın belirlenebilir olduğunu ve bu nedenle belirsiz alacak davası açılamayacağını savunmaktadır.
Bu tartışma bazı dosyalarda davanın esasından daha önemli hale gelmiş; mahkemeler öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağını incelemek durumunda kalmıştır. Hatta bazı dosyalarda yargılama yıllarca sürdükten sonra davanın hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle reddedildiği görülmüştür.
Yeni düzenleme bu yönüyle uygulamadaki bazı sorunları azaltabilir. Davacı artık alacağın “belirsiz” olup olmadığını ispat etmek yerine, kısmi dava açarak yargılama sırasında talebini artırma yoluna gidebilecektir. Bu durum, dava türü tartışmalarını azaltabilir ve yargılamanın daha çok uyuşmazlığın esasına odaklanmasını sağlayabilir.
Belirsiz alacak davasının en önemli özelliklerinden biri, davacının dava dilekçesinde asgari bir miktar göstermesine rağmen alacağın tamamını dava konusu yapabilmesidir. Başka bir ifadeyle, davacı dava açarken yalnızca belirli bir miktarı göstermekte; ancak dava, alacağın tamamına ilişkin olarak açılmış kabul edilmektedir.
Kısmi dava ise niteliği gereği farklıdır. Kısmi davada davacı, alacağının yalnızca bir bölümünü dava konusu yapar. Kalan kısım başlangıçta dava dışında kalır. Teklifte artırılan kısım bakımından zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı belirtilmektedir. Bu önemli bir korumadır. Ancak belirsiz alacak davasındaki tüm sonuçların kısmi davaya aynen uygulanacağı söylenemez.
Özellikle faiz başlangıcı, derdestlik, kesin hüküm, ek dava açma imkânı, karşı vekâlet ücreti ve yargılama giderleri bakımından yeni tartışmalar ortaya çıkabilir.
Yeni sistemde en önemli tartışmalardan biri faiz başlangıcı olacaktır. Teklifte artırılan kısım yönünden zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı belirtilmektedir. Ancak bu ifade, faiz başlangıcının da mutlaka dava tarihi olacağı anlamına gelmez.
Bu nedenle uygulamada şu tartışma doğabilir: Talep artırımıyla dava konusu edilen kısım için faiz hangi tarihten itibaren işletilecektir? Dava tarihinden mi, temerrüt tarihinden mi, yoksa talep artırım tarihinden mi?
Bu sorunun cevabı her dava türüne göre değişebilir. İşçilik alacaklarında temerrüt, arabuluculuk son tutanağı, fesih tarihi veya dava tarihi tartışmaları önem kazanacaktır. Haksız fiil ve trafik kazalarında olay tarihi, sigorta başvuru tarihi, temerrüt tarihi ve karar tarihi arasındaki ayrım daha fazla gündeme gelecektir.
Bu nedenle yeni sistemde dava dilekçelerinin faiz talebi bakımından daha dikkatli hazırlanması gerekecektir. Talep sonucunda yalnızca “faiziyle birlikte tahsil” şeklinde genel bir ifade kullanılması yeterli olmayabilir. Hangi alacak kalemi için hangi tarihten itibaren faiz istendiği açıkça belirtilmelidir.
Teklifte talep artırımının bir defaya mahsus yapılabileceği belirtilmektedir. Bu husus, uygulama bakımından son derece önemlidir.
Yargılamalarda ilk bilirkişi raporu her zaman nihai ve doğru hesaplama içermeyebilir. Tarafların itirazları üzerine ek rapor alınabilir. Ücret araştırması, kusur oranı, maluliyet oranı, hakkaniyet indirimi veya farklı hesaplama yöntemleri nedeniyle alacak miktarı süreç içinde değişebilir.
Davacı ilk bilirkişi raporuna göre talep artırımı yaptıktan sonra, daha sonra gelen ek raporda alacak miktarı daha yüksek belirlenirse ne olacaktır? Bir defalık artırım hakkı kullanılmışsa, davacı ikinci kez aynı kolaylıktan yararlanabilecek midir? Islah yoluna başvurulabilecek midir? Ek dava açılması mümkün olacak mıdır?
Bu soruların cevabı yeni uygulamada önem kazanacaktır. Bu nedenle davacı vekilleri bakımından talep artırımının zamanlaması kritik hale gelecektir. İlk rapor gelir gelmez aceleyle talep artırımı yapmak her zaman doğru strateji olmayabilir. Raporun denetlenmesi, itirazların değerlendirilmesi ve gerekirse ek rapor alınması süreci dikkatle takip edilmelidir.
Belirsiz alacak davasının kaldırılmasının en fazla etkileyeceği alanlardan biri iş davalarıdır. İşçi, çoğu zaman fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, prim, bakiye ücret veya yıllık izin alacağı gibi kalemleri dava açarken tam olarak hesaplayabilecek durumda değildir. Çünkü bordrolar, puantaj kayıtları, giriş-çıkış kayıtları, ücret bordroları ve işyeri kayıtları çoğunlukla işverenin elindedir.
Yeni sistemde işçi yine kısmi dava açabilecek ve bilirkişi incelemesi sonrasında talebini artırabilecektir. Artırılan kısım yönünden zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılması işçi açısından önemli bir güvencedir.
Ancak bu güvencenin yeterli olup olmayacağı uygulamaya bağlıdır. Özellikle arabuluculuk dava şartı bulunan iş uyuşmazlıklarında, arabuluculuk başvurusunda talep edilen alacak kalemleri ile dava ve talep artırımı arasındaki ilişki önem kazanacaktır. Arabuluculuk başvuru formunda veya son tutanakta yer almayan bir alacak kaleminin sonradan talep artırımı kapsamında ileri sürülmesi dava şartı itirazlarına neden olabilir.
Bu nedenle iş davalarında arabuluculuk başvurularının daha dikkatli hazırlanması gerekecektir. Talep edilen alacak kalemlerinin açıkça yazılması, ileride usuli tartışmaların önüne geçebilir.
Haksız fiil, trafik kazası, iş kazası, destekten yoksun kalma ve iş göremezlik tazminatı davalarında zarar miktarı çoğu zaman dava başında kesin olarak belirlenemez. Kusur oranı, maluliyet oranı, gelir durumu, yaş, bakiye ömür, sigorta limiti, SGK ödemeleri ve aktüeryal hesaplama yöntemleri tazminat miktarını doğrudan etkiler.
Bu tür dosyalarda belirsiz alacak davası davacı için önemli bir araçtı. Yeni sistemde davacı kısmi dava açarak yine bilirkişi raporu sonrasında talebini artırabilecektir. Ancak faiz başlangıcı ve bir defalık artırım hakkı bu dosyalarda daha ciddi sonuçlar doğurabilir.
Özellikle aktüerya raporlarının değişebildiği, kusur ve maluliyet oranlarının süreç içinde netleştiği dosyalarda talep artırımının ne zaman yapılacağı büyük önem taşıyacaktır. Davacının hakkını tam olarak koruyabilmesi için hesaplamanın olgunlaşması beklenmeli; ancak tahkikatın sona ermesi riski de gözden kaçırılmamalıdır.
Yeni düzenleme davalı taraf bakımından da önemli sonuçlar doğuracaktır. Mevcut sistemde davalılar sıklıkla “bu alacak belirsiz değildir, belirsiz alacak davası açılamaz” savunmasına başvurmaktadır. HMK m.107’nin kaldırılması halinde bu savunma büyük ölçüde önemini kaybedecektir.
Davalı taraf artık daha çok alacağın esasına, hesaplama yöntemine, bilirkişi raporuna, delil durumuna ve talep artırımının süresinde yapılıp yapılmadığına odaklanacaktır. Bu da savunmanın merkezini usuli itirazlardan maddi vakıalara ve hesap denetimine kaydıracaktır.
Özellikle artırılan kısım yönünden faiz başlangıcı, talep artırımının zamanında yapılıp yapılmadığı, artırım hakkının birden fazla kullanılıp kullanılamayacağı ve dava şartı arabuluculuk kapsamı davalı vekilleri tarafından daha sık gündeme getirilecektir.
Belirsiz alacak davasının önemli avantajlarından biri, davacının baştan alacağın tamamı üzerinden harç yatırmak zorunda kalmamasıdır. Yeni kısmi dava sisteminde bu avantaj büyük ölçüde korunmaktadır. Davacı, başlangıçta dava ettiği kısım üzerinden harç yatıracak; talep artırımı yaptığında harcı tamamlayacaktır.
Bu durum hak arama özgürlüğü bakımından önemlidir. Zira yüksek miktarlı tazminat veya alacak davalarında davacının baştan tüm dava değeri üzerinden harç yatırmak zorunda bırakılması, fiilen dava açmayı zorlaştırabilir.
Bununla birlikte talep artırımı sonrasında harcın tamamlanması, karşı vekâlet ücreti, kabul-ret oranı ve yargılama giderlerinin paylaştırılması bakımından uygulamada yeni hesap sorunları doğabilir.
Teklifte, düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan belirsiz alacak davaları bakımından eski hükümlerin uygulanmaya devam edeceği belirtilmektedir. Bu tür geçiş hükümleri son derece önemlidir. Çünkü devam eden davalarda tarafların dava stratejisi, dava açıldığı tarihte yürürlükte olan hukuki rejime göre belirlenmiştir.
Bu nedenle mevcut belirsiz alacak davalarının, kanun değişikliğinden doğrudan olumsuz etkilenmemesi gerekir. Ancak düzenleme yasalaştıktan sonra açılacak davalarda yeni sistemin dikkate alınması zorunlu olacaktır.
Belirsiz alacak davasının kaldırılması ilk bakışta davacılar açısından önemli bir hak kaybı gibi görülebilir. Ancak teklifin mevcut halinde kısmi dava kurumuna eklenen talep artırımı ve zamanaşımı koruması, bu kaygıyı belirli ölçüde azaltmaktadır.
Buna rağmen yeni sistemin belirsiz alacak davasının bütün işlevlerini aynen karşılayacağını söylemek doğru olmaz. Özellikle faiz başlangıcı, bir defalık talep artırımı, ek dava imkânı, arabuluculuk kapsamı, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri bakımından yeni tartışmalar ortaya çıkacaktır.
Kanaatimce bu değişikliğin olumlu veya olumsuz sonuç doğurması, büyük ölçüde uygulamanın nasıl şekilleneceğine bağlıdır. Mahkemeler yeni HMK m.109’u hak arama özgürlüğünü daraltacak şekilde yorumlarsa, belirsiz alacak davasının kaldırılması ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Buna karşılık yeni düzenleme, davacının zamanaşımı ve talep artırımı bakımından etkin şekilde korunmasını sağlayacak biçimde uygulanırsa, dava türü tartışmalarının azalması bakımından pratik fayda sağlayabilir.
Sonuç olarak, belirsiz alacak davasının kaldırılması yalnızca teknik bir usul değişikliği değildir. Bu değişiklik; dava açma stratejisini, arabuluculuk başvurularını, faiz taleplerini, bilirkişi raporlarına itirazları ve talep artırım zamanlamasını doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle düzenleme yasalaştığı takdirde özellikle işçilik alacakları, trafik kazaları, haksız fiil tazminatları ve hesaplamaya dayalı tüm alacak davalarında dava dilekçelerinin çok daha dikkatli hazırlanması gerekecektir. 26.06.2026